Adını pek az kişinin bileceği Dünya Şampiyonu Yavuz Şap, yurt içi ve yurt dışında katıldığı 82 yarışta, bir dünya maraton şampiyonluğu, 60 madalya kazanmış ve toplam 1362 km. koşmuştur ama… Bu ...
Eşref Armağan, aile bireylerinin oluşturduğu sevgi dolu ortamda yoksul ama mutlu bir çocukluk yaşıyordu.
Dört yaşına gelinceye değin, kendisini diğer çocuklardan ayıran çok önemli bir özelliği olduğunun ayırdında değildi.
Ne zaman evin içinde neşeyle koşmaya başlasa, babasının uyarılarda bulunması, küçük Eşref´in kafasında ilk soru işaretlerini oluşturdu.
“Aman oğlum, dikkat et!” diyordu babası. “Orada sıcak soba var.”
Bir başka gün elini masaya uzattığı zaman bir başka uyarı duyuyordu:
“Dikkat et oğlum” diyordu babası bu kez. “Bardakta sıcak çay var.”
Sonunda dayanamadı Eşref Armağan:
“Baba, sana bir şey sormak istiyorum” dedi. “Neden bana sürekli uyarılarda bulunuyorsunuz? Neden orada sıcak soba olduğunu sizler biliyorsunuz da, ben bilemiyorum? “
Eşref, gerçeği babasının sevgiyle sarıp sarmalayarak anlattığı sözlerden öğrendi :
“O´nu diğerlerinden farklı kılan özelliği, doğuştan görme engelli olmasıydı.”
Önceleri küçük yüreği bu gerçeğe isyan ettiyse de, zamanla görme yeteneğinden yoksun olmasının, yaşamının önünde bir engel oluşturmaması gerektiğine karar verdi.
Resme ilgisi altı – yedi yaşlarında başladı. Eline sivri uçlu bir şey geçirdiği zaman, hemen masanın üzerine şekiller çiziyordu. Sonunda babası ona çizim yapması için düz bir tahta getirdi.
Bu arada arkadaşlarının da yardımı ile, bir torbaya doldurduğu plastik harflerle okumayı ve yazmayı öğrendi.
Resme olan ilgisi arttıkça, çevresindeki objeleri elleriyle dokunarak, tüm ayrıntıları ile tanımaya çalışıyordu.
Babası ve arkadaşlarının çiviyle kartona kabartma olarak çizdikleri resimleri parmak uçları ile inceliyor ve sürekli sorular soruyordu:
Babası onun sorularını hiç bıkmadan, sabırla yanıtlıyordu:
“Bu bir karpuz oğlum” diyordu. “Karpuz yuvarlaktır, kabuğu yeşil, içi kırmızıdır, kırmızı ve yeşilin arasında ince bir beyaz çizgi var, ortasına doğru da siyah çekirdekleri vardır”
Eşref Armağan, on parmağı ile şekli hissedebiliyorsa, onu beyninde canlandırabiliyordu, ama şekil iki elinin alamayacağı büyüklükte ise anlamakta zorlanıyordu.
Renkleri ve şekilleri öğrenmesi onaltı, onyedi yaşlarına dek sürdü.
Kuru boyalarını belli bir sıraya koyuyor ve yerleri değiştirilmezse, koyduğu sırası ile alıp boyayabiliyordu.
Eşref Armağan, resim yapmadığı zamanlarda, babasının küçük sobacı dükkanının bir köşesinde rengarenk uçurtmalar yapıp, mahallenin çocuklarına satıyordu.
Uçurtmaları öylesine güzel ve kusursuzdu ki, tüm çocuklar onun yaptığı uçurtmaları istiyorlardı. Kimi zaman bir günde 300 uçurtma yaptığı oluyordu.
Yirmibeş yaşına geldiğinde, ailesi evlenmesine karar verdi Eşref Armağan´ın. Eşref Armağan oldukça tedirgindi.
“Beni evlendiriyorsunuz ama, ailemin geçinimi nasıl sağlayacağım ? Sizler sonsuza dek benim yanımda olmayacaksınız .” Sonra kendi kendisine konuşurcasına devam etti “ Uçurtmalar yaparak ailemi geçindiremem ki...”
Babası sevgiyle tuttu oğlunun elini:
“Oğlum” dedi. “Kim ne derse desin asla resim yapmaktan vazgeçme, başka bir şey de düşünme.”
Eşref Armağan, bir süre sonra annesini, ardından da babasını kaybedince, ailesinin geçimini sağlamak için bir fabrikanın paketleme bölümünde çalışmaya başladı. Fabrikanın paydos saatlerinde ise kabartma resimler yapmaya devam ediyordu.
Artık fırça yerine parmaklarını kullanarak akril boyalarla tuval üzerine resimler yapmaya başlamıştı.
Işık ve gölge olayını da tanıştığı bir resim öğretmeninden öğrendi. Bir kalem dik olarak tutulduğunda, ışık sol taraftan geliyorsa, kalemin sol tarafı ayni rengin açığı, sağ tarafı ise ayni rengin koyusu oluyordu.
Yuvarlak bir elmayı ışık ve gölgeyi vurgulayarak daha iyi çizebileceğini öğrendi.
Sonrası hızla gelişti. Önce TRT´den eve gelip çekim yaptılar,sonrasında ise
Kadıköy Körler Eğitim Himaye Derneği´nde ilk sergisini açtı.
Sergiyi gezenlerin söyledikleri sözler, Eşref Armağan´ın kendisine olan güveni artırdı:
“Bu inanılmaz bir şey” diyorlardı şaşkınlıkla. “Biz gördüğümüz halde bu resimleri yapamayız.”
Ankara´da, Keçiören Körler Rehabilitasyon merkezinde düzenlenen, Brail alfabesi, baston eğitimi, ütü yapmak, dikiş dikmek gibi, görmezlerin günlük yaşamını kolaylaştırmaya yönelik altı aylık kurslara devam etti.
Kursta tanıştığı Faruk Öztimur´un aracılığı ile Hollanda Bedensel Engelliler Derneği´nin sponsorluğuyla, ilk yurtdışı sergisini Amsterdam´da açtı.
Çek Cumhuriyetlerinde düzenlenen Uluslararası Görmezler Festivali için Türkiye´den de görme engelli bir sanatçı davet edildiğinde, ilk akla gelen isim Eşref Armağan olmuştu.
Bu davet, Eşref Armağan´ın sanat yaşamında çok önemli bir yeri olan menajeri Joan Eröncel ile tanışmasına da neden oldu.
Joan , görmezlerin dünyasına ilk adımını Amerika´da üniversite öğrenimini yaparken atmıştı. Sınıftaki görme engelli arkadaşının dersleri kendisinden daha hızlı ve iyi kavradığının ayırdına varınca , aralarında bir anlaşma yapmışlardı .
Joan kitapları okuyor, görme engelli arkadaşı ise ona anlayabileceği bir biçimde anlatıyordu.
Üniversiteyi bitirdikten sonra tatil için Türkiye´ye gelen Joan, önce Boğaz´a, ardından da bir Türk´e aşık olunca, İstanbul´a yerleşti ve üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı.
Ders verdiği sınıfta görme engelli bir öğrencinin bulunması Joan´ın yeniden görme engelliler için çalışmalara başlamasına neden oldu.
Eşref Armağan´a Çek Cumhuriyet´inden gelen daveti iletme görevini de Joan üstlenmişti.
Küçükçekmece Belediyesi yalnızca bir kişinin uçak parasını karşılayınca, Joan Öncel, tek başına uçağa bindirdi Eşref Armağan´ı.
Ama ertesi günü bir dergiye Eşref Armağan´la röportaj yapmak üzere uçak parası bulduğunda , hemen Prag´a gitti ve Eşref Armağan´ı yalnız bırakmadı.
Eşref Armağan Joan Eröncel´in yaşamında ne denli önemli bir yeri olduğunu şu sözleriyle dile getiriyor:
“Benim yaşamım iki dönemden oluşuyor: “Joan´dan önce ve Joan´dan sonra.”
Joan Eröncel dokuz yıldan buyana Eşref Armağan´ın menajerliğini yapıyor. Birlikte Amerika, Çin, Kıbrıs, İtalya dahil olmak üzere bir çok ülkede sergi açtılar.
Kendisi gibi görme engelli olan ikinci eşi Nilüfer Armağan´la mutlu bir yaşam sürdüren Eşref Armağan´ın en büyük düşü ise kendisi gibi görme engelli olanlara resim yapmayı öğretebilmek. “Ben yapabiliyorsam, diğer görme engelliler de yapabilirler” diyor.
Doğuştan görme engelli bir ressam olarak, tüm okurlarıma iletmemi istediği çok anlamlı bir de mesajı var Eşref Armağan´ın:
“Yaşadığınız dünyayı gerçek anlamda tanımak ve görmek istiyorsanız, gözlerinizi kapatın ve elinize aldığınız çiçeği tanımaya çalışın. Burnunuzla koklayın, parmaklarınızla tüm yaprakları birer birer duyumsayın. Hatta bırakın, dikenleri elinize batsın,canınızı acıtsın. İşte yaşamak budur, görmek budur.”
Nuray Bartoschek
Bütün Dünya Dergisi yazarlarından Nuray Bartoschek engelliler ile ilgili “Zoru başarmış, diğer engellilere yaşama sevinci verecek, örnek oluşturacak engellilerin yaşam öykülerini” içeren bir kitap hazırlamaktadır. Yaşam öyküleri ile katılımda bulunmak isteyen engelli dostlarımız yazarın aşağıdaki e-posta adresine yazabilirler.
nuraybartoschek@butundunya.com.tr
bartoschek@ttnet.net.tr
Yazarın dergide yayımlanan diğer yazılarını www.butundunya.com adresinde arşiv bölümünden okuyabilirsiniz.