|
Nürnberg Günlerim
|
13.10.2002, Pazar
|
14.10.2002, Pazartesi
|
15.10.2002, Salı
|
16.10.2002, Çarşamba
|
17.10.2002, Perşembe
|
18.10.2002, Cuma
|
19.10.2002, Cumartesi
|
20.10.2002, Pazar
|
21.10.2002, Pazartesi
|
22.10.2002, Salı
|
23.10.2002, Çarşamba
|
24.10.2002, Perşembe
|
25.10.2002, Cuma
|
26.10.2002, Cumartesi
|
27.10.2002, Pazar
|
|
|
|
|
Alper Şirvan - 2002 Nürnberg-Almanya Günlüğü 13.10.2002, Pazar 1/15
|
Uçağa binmenin verdiği merak tarafı ağır basan tatlı bir heyecandan sonra yerel saatle 02:15‘te Nürnberg‘e indik. Antalya‘da olduğu gibi benim için bir görevli geldi. Özel sandalye ile uçaktan çıkardıktan sonra getirdiği tekerlekli sandalyeye bindirdi. Pasaport işlemlerimizi, Almanya‘da çocuklu aileler ve engelliler sıraya girmezler kuralına binaen görevli, beni en öne götürüp işlemlerimizi başlattı. Bu sırada sıradaki diğer insanlar, tepki içerdiği çok belli olan ama anlayamadığım Almanca bir şeyler söylediler fakat görevlinin onlara dönüp yine Almanca birşeyler söylemesinin ardından sessizlik oldu. Almanya‘ya beraber geldiğimiz babam valizimizi alırken görevli de benim kendi tekerlekli sandalyemi bularak getirdi. Dışarı çıktığımızda Kamile Hanım ve oğlu Hasan‘ı bizi beklerken bulduk ve tabi ki çok sevindik. Hasan‘ın kullandığı arabayla kalacağımız otele geldik. 24 saattir ayakta olduğumuz için yatar yatmaz uyuduk.
Sabah kalkınca ilk duyduğumuz Almanca kelime "morgen" oldu. Bulunduğumuz bölümde kadın erkek aynı banyo ve tuvaleti kullandıklarını gördük. Klozetlerde taharet musluğu yok. Genel tuvaletlerde bayan erkek tuvaletleri ayrı... Odamız birinci katta geniş bir pencereden harika bir sonbahar manzarasına bakıyor. Odanın tam karşısında özel donanımlı özürlü banyosu mevcut; çok geniş ve güzel...
Kahvaltıya indiğimizde otelde kalan bir engelli grubuyla karşılaştık. Onları, çevreleriyle olan ilişkilerini ve diğer insanların onlara yaklaşımlarını gözlemledim. Diğer insanların, engellilerle çok fazla karşılaştıkları belli; artık kanıksamışlar. Etrafı gözlemlediğimde engellilerin burada adeta bir "sınıf" olduğu hissi doğuyor içime ve bu his, içimde Türkiye‘deki en azından kendi mücadelemin aksi istikamette bir burukluk yarattığından bir bakıma korkuyorum. Çünkü, ya Almanya‘ya gelmeden önce bana söylenilen herşey, kuru bir "yabancı hayranlığından" ibaretse ve bizim gibi herşeyi Avrupa‘dan kopyalanmış ya da kopyalanmaya çalışılan bir toplumda ya bu "engellileri, mimarî anlamda bir miktar rahatlattıktan sonra toplumun genelinden tecrit etme" anlayışı hakim olursa... Kendimi aksine inandırmaya çalışıyorum. İnsanları gözlüyorum; bakışları ya ifadesiz, ya da insanın içine batacak kadar katı... Garipsiyorum.
Öğleden sonra Kâmile Hanımın beyi Mehmet Bey geldi. Bizi arabasıyla derneğin bulunduğu binaya götürdü.
Burası, Almanların ve Almanya‘da bulunan diğer milletlerin dernek kurup faaliyet yapmaları için belediye tarafından kendilerine tahsis edilen ve Nachbarschaftshaus (Komşular evi) diye adlandırılan bir bina... Bugün, senede bir kere düzenlenen bir gün dolayısıyla program varmış. Hintli kızların dansı, bizim çocukların çayda çıra oyunu ve Polonyalı bir piyanist eşliğinde arya söyleyen bir bayan vardı. Bizi burada herkes çok sıcak karşıladı.
Bu binada kurulan dernekler, rejim ve toplum karşıtı olmamak, kısaca o sihirli kelimenin gereği olarak sisteme "entegre olmak" şartıyla, faaliyetlerini sürdürüyorlar. Zaten böyle bir şey kimsenin aklına gelmiyor zira bunun cezası çok büyük... Burada ilk dikkatimi çeken, bizdeki durumdan farklı olarak, ister kuralların katılığı deyin, ister gelişmişlik ölçüsü olarak görün bulunduğumuz bu çevrede hissedilen bir kurala uyma teamülünün varlığı oldu... Ama bunun Almanya‘nın bütününde geçerli olup olmadığını bilmiyorum. Hangi millete mensup olursa olsun insanlar birbirleriyle Almanca anlaşıyorlar.
Türk Alman Özürlüler Entegrasyon derneğinde görevli Bedriye Hanımla tanıştık. Çok sıcakkanlı, candan bir insan... Dernek üyelerinden ve engelli bir kızı olan Raşide Hanım, burada görevli bir öğretmen... Mudanya‘da çalışmış. Benim Bursa medyasında yer aldığım dönemde basından tanıyor. Ayrıca TRT1‘de de seyretmiş. Kızı Hande engelli olduğu için beni görünce çok duygulandı.
Faaliyetler sırasında salonda değişik milletlerden insanlar bulunuyor. (Türk, Alman, Hint‘li, Yunan, Polonyalı) Ortak anlaşma dili Almanca... Program bitince açık büfe yemek verildi. Çizme şeklinde bir kumbaraya yemek alanlar para atıyorlar.
Derneğin bulunduğu binanın asansörü, Kamile hanımların belediye nezdinde yaptıkları ve yıllarca süren mücadelesinin ardından 2 sene evvel binanın dışından yapılmış. Binanın arka tarafına konan ve gerçekten çok güzel ve geniş asansörün zeminden rahat bir girişi var. Asansör balkonlar hizasında ve balkonla asansör arasına köprümsü bir yol yapılmış, bina girişlerinde iki tarafında düğmelerden birine basınca açılan elektronik kapılar var. Engelli, girdikten sonra arkasına bakmıyor, çünkü kapı kendiliğinden kapanıyor. Yani burada da insanlar isteklerini elde etmek için çok çaba gösteriyorlar. Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Ama yapınca en iyisini yapıyorlar. Bu asansör konusunda olduğu gibi... Bu arada üçüncü kattaki sergi salonunu gezdirdiler. Bir Rus fotoğraf sanatçısına ait fotoğraf sergisi vardı. Bizim sergimiz de burada olacak. Salon yetkilisi Manfred Bey‘le tanıştık. Kamile Hanım, Mehmet Bey, Bedriye Hanım, Raşide Hanım bizi öyle candan karşıladılar ki birden ortama ısındık. Yabancı bir ülkeye değil de sanki başka bir şehirde bulunuyormuşuz gibi rahatladık. Kamile Hanım ve eşi bizi otelimize getirdiler.
Derneğe gitmeden önce resepsiyondaki görevliden bir telefon kartı alıp Türkiye‘ye telefon ederek görüştük. Uzun zamandır yaşamadığım güzel duygular yaşıyor ve geleceğe dair "en azından kendi adıma" ümidim artıyor.
|
|
Nürnberg Günlerim
|
13.10.2002, Pazar
14.10.2002, Pazartesi
15.10.2002, Salı
16.10.2002, Çarşamba
18.10.2002, Cuma
19.10.2002, Cumartesi
20.10.2002, Pazar
21.10.2002, Pazartesi
22.10.2002, Salı
23.10.2002, Çarşamba
24.10.2002, Perşembe
25.10.2002, Cuma
26.10.2002, Cumartesi
27.10.2002, Pazar
|
|
|
 |
|
Türk-Alman Özürlüler Entegrasyon Derneği ile Olan İlişkim, Ne zaman Başladı?
|
1992 yılının son aylarıydı. Bursa Spastik Çocuklar Derneği´nin düzenlediği bir panelde konuşmacılardan Prof.Dr. İlhan Apak´a akülü bir tekerlekli sandalyeye ihtiyacım olduğunu ifade etmiş, o da bana ´TÜRK-ALMAN ÖZÜRLÜLER ENTEGRASYON DERNEĞİ´ nin adresini ve Kamile Erdemir ismini vermişti.
Eve gelir gelmez kaleme sarılıp kendimi ve ihtiyacımı anlatan bir mektup yazdım Kamile hanım´a... Çok geçmeden Kamile hanım beni arayıp ta böyle bir arabayı derneğin bana temin edebileceğini söyleyince çok sevinmiştim.
Kısa süre içinde 8 yıl boyunca (1993-2001) kullanacağım tekerlekli sandalyem geldi. Onu, İzmir´de Kamile hanım´ın elinden teslim alırken mutluluğum sonsuzdu; zira, o araç, benim için özgürlük demekti.
O araç geldiğinde ben üniversite 1. sınıftaydım. Uludağ Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Tezok Kampüsü tek katlı binalardan oluştuğu için kampüs içinde araçla tek başıma hareket etmeye başlamıştım tekerlekli sandalyemle... İşte ´TÜRK-ALMAN ÖZÜRLÜLER ENTEGRASYON DERNEĞİ´nin bana açtığı kapıdan, özgürlük duygusunun içime dolmaya başladığı yıllardı bu yıllar..
Okul bitince iş sözkonusu oldu. Okula beni babam getirip götürüyordu ve ders bitene kadar beni bekliyordu; işyerinde böyle olamazdı. Ama akülü sandalyem olduğu için evimize çok yakın işyerime tek başıma gidip gelmekle kalmayıp işyerimde de yardımsız ve yine tek başıma rahatça hareket edebildim.
Bu vesile ile Derneğin 15.Yıl Kutlamaları çerçevesinde sanatımı geniş çevrelerle paylaşmamı sağlayan ´TÜRK-ALMAN ÖZÜRLÜLER ENTEGRASYON DERNEĞİ´ne ve Kamile hanım´a sonsuz teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum.
|
|
En Yukarı
|