Dezavantajlıların Sitesi

 

Hayata Dahiliz Biz

 

Dinle Kalbimi

 

Sizi "Sayıyoruz"

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün77
mod_vvisit_counterDün301
mod_vvisit_counterBu Hafta664
mod_vvisit_counterGeçen Hafta2690
mod_vvisit_counterBu Yıl3780
mod_vvisit_counterGeçen Ay1335
mod_vvisit_counterHepsi100765

Şu anda: 2 ziyaretçi, 8 bots çevrimiçi
Your IP: 38.107.191.86
 , 
Bugün: Mar 11, 2010
Engelli ve Dünya PDF Yazdır E-posta
Yazar Alper Şirvan   
Pazar, 11 Ekim 2009 14:07

Çocuktu daha o zaman… Çocuk yaşına inat, fazlasıyla farkındaydı her şeyin… Ne istediğini, hayattan ne beklediğini belirlemişti. Ama bunu nasıl elde edeceğini bilmiyordu. Çıktı dünyanın karşısına ve açık yüreklilikle sordu:

“-Ey dünya! Ben öncelikle müstakil ve devamında ‘herkes gibi, herkesle beraber’ bir hayat istiyorum… Bunu, düzenli bir aile hayatı temelinde yapma arzusundayım. Bunun için sana ne vermeliyim? Sana kendimden ne sunayım ki, bana istediğimi veresin…”

Dünya, kendine soru sorulanların o kendine has gizlenemeyen bilmişliği ile cevap verdi:

“-Ey çocuk! Bu dediğin hayata sahip olman için bana ne vermen gerektiği belli değil mi? Herkesten ne istiyorsam senden de onu istiyorum, başka ne olabilir? Öncelikle iyi ve geçerli bir mesleğin olmalı… Bunu eğer tahsil yoluyla elde edersen yani ‘okumuş’ olursan şansın daha da artar. Sonra iş elbette… Attığın ya da atacağın her adım, bir sonraki adımının temeli olacaktır. Bütün bu dediklerimi bana getirmen, nereden baksan on beş yirmi yılını alır. O zaman gel; istediğini al ve git! Anlaştık mı?”

Çocuk “evet” diyerek ve dünya ile yaptığı anlaşmanın sağlamlığına güvenerek döndü gündelik hayatına… Nereye gitmek istediğini zaten belirlemişti çoktan; anlaşma yaptığı dünya ise ona yol haritası çizmişti.

Türlü zorluk ve engele rağmen, birçok sahada çarpışarak yaşadı çocuk o günden sonra… Aştığı her engel, çevresini şaşırtıyordu. Ama o attığı her adımın asıl hedef için temel olduğu bilinciyle, övgülere hiç de kulak asmadan yoluna devam ediyordu.

İlköğretim ve lisede her dönem derece yaptıktan sonra, onu hem belirlediği mesleğe ulaştıracak, hem de ana hedefi için kendisine önemli bir etiket kazandıracak üniversitedeki bölümü, imtihana girdiği ilk yıl kazandı. Artık, delikanlılıktan bu dünyanın bir ferdi olmaya doğru o tabi geçişi yapma sürecindeydi genç adam...

Asıl hedefe yaklaşıyor olmanın heyecanı ile daha bir şevkle sarıldı her şeye… Üniversiteyi de dereceyle bitirdi.

İş bulma süreci, epey sancılı oldu. Yaşadıkları ona hiç de hoşlanmadığı bir şeyler anlatmaya çalışsa da, o yılmıyordu. Çünkü yılmak demek, geride bıraktığı onca yıla birikmiş emeğin bir çırpıda yitip gitmesi demekti. Zor da olsa, yeteneği sayesinde yazdığı kitap ve açtığı sergilerle adından ve çabasından söz ettirerek iş bulduktan sonra büyük bir sevinçle dünyanın karşısına çıkacaktı. Gururlu ama bir o kadar da heyecanlıydı. Hedeflediği hayata onu ulaştıracağı söylenen her şey, fazlasıyla elindeydi.

Ne var ki yıllar önce kendisiyle bir anlaşma yapan ve belirli şartları yerine getirmesi halinde kendisine istediklerini vereceğini söyleyen dünya, ona randevu vermekten hep kaçıyor, sanki onu görmezden geliyordu.

Yıllarca verdiği ve vermeye devam ettiği emekle “bir gün mutlaka” umuduyla çalışmaya, çabalamaya, engellere karşı koymaya devam etti genç adam… Yağmur çamur demeden, kar kış demeden…

Aradan sekiz koca yıl geçti… 34 yaşındaydı. Zaman, hükmünü icra ederken dünyadan istediği o randevuyu sonunda kopardı.

“-Ey dünya! İşte elimde sahip olmak istediğim hayatı bana vermen karşılığında benden istediklerin… İyi bir akademik kariyerle süslenmiş geçerli bir meslek, çalıştığım iş… Hepsi işte bu sepetin içinde… Bununla beraber fazladan şeyler de koydum sepete… Basılmış kitaplar, biri yurt dışında olmak üzere dört kişisel sergi, bir yığın ödül, elde edilen önemli bir entelektüel birikim… Hepsini al! Ver bana istediğimi artık, bak ömür geçiyor! Artık atılması gereken her adımı atmış biriyim; sen de görüyorsun… ”

Dünya, acı bir tebessüm ve alaycı bir bakışla baktı genç adama:

“-İyi de adamım…” dedi; “-Benim sana verdiğim o liste normal(!) insanlar içindi; sen bana engelli olduğunu söylemedin ki? Hem o dediğin mevzuat, tedavülden kalkalı çok oldu. O günler için bile fazla ‘maddî’ sayılabilecek o liste, bugün için ne kadar ‘romantik’ bir bilsen… Artık her şey paraya endeksli koçum… Her şey, satın alınabilir nitelikte bende… İşin ilginci, her şey madde olmuş ama bunu bile maneviyatla ambalajlayıp sunuyorlar milletle… Benim şirazem kaymış, sen neden bahsediyorsun? Boş ver sen; benden ne kopartırsan kâr saymalısın bundan sonra.”

Genç adam, hem şaşkın, hem de onca yıllık emeğini bir kalemde silen dünyaya öfkeliydi. Maç devam ederken kuralın hayâsızca değiştirilebildiği dünya oyununu daha yeni fark etmişti. Ne yapacağını bilmez bir halde sordu:

“-Peki, benim durumumdaki insanlar için yeni mevzuat nedir ey dünya?”

“-Valla orası daha belirsiz… Zaman gösterecek. Hele dur, kula kulluğu sistematik hale getiren emperyalizm, dinî ve liberal öğelerle süslü küreselleşme masalıyla bana iyice hükmetmeye başlasın; senin için de bir iyilik düşünülür elbet… Merak etme! Ama şunu bil ki, durumun bundan daha iyi olmayacak, emin ol! En azından küreselciler yenilmeden…”

Genç adam, kırık ümitlerin yaraladığı kanla dolu yüreği ile çıktı oradan…

Artık her şeyi idrak etmişti: Savaş ve mücadele devam ediyordu.

Ama bu devam eden mücadele, artık “yaşamak” değil, “ölmemek” üzerineydi.



544 defa okundu.
 

Yorumlar  

 
0 # Alper Şirvan 2009-10-14 08:00 Sevgili Okurlarım;

Yazının sonundaki "ölmemek" ve "yaşamak" göndermesine takılanlar olmuş…
Onu özetle şöyle açıklamak isterim:

"bir şey olacaksa en iyi şekilde olsun, ya da hiç olmasın" demek yaşamaktır (yaşamayı istemek);
"aslolan amaçtır ve amaca 'şartlar dahilinde' erişmek esas teşkil eder" demekse ölmemek (ölmemeyi istemek)…
Örnek:
Yaşlı bir adam düşünün, aralık ayında paltosu yok… Eni konu bir paltoya (ya da onu ısıtacak bir şeye) ihtiyacı var… Yoksa soğuktan donacak… Ama cebinde ancak ancak 300 TL ya var ya yok…
Diyelim 600 TL'lik marka bir paltoya takmış olsun… Bu durumda ille de o palto, yoksa olmasın diyorsa bu yaşamaktır (yani yaşamayı istemek);
gidip 150 TL'ye bi palto almasıysa ölmemektir (yani ölmemeyi istemektir)…

Hepsi bu!
 


internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.