Dezavantajlıların Sitesi

 

Hayata Dahiliz Biz

 

Dinle Kalbimi

 

Sizi "Sayıyoruz"

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün25
mod_vvisit_counterDün283
mod_vvisit_counterBu Hafta482
mod_vvisit_counterGeçen Hafta1341
mod_vvisit_counterBu Yıl5213
mod_vvisit_counterGeçen Ay5668
mod_vvisit_counterHepsi296466
Farklı Görmenin Öteki Yüzü PDF Yazdır e-Posta
(1 - user rating)
Alper Şirvan tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 26 Mart 2011 17:05

“Farklılıklarımızdan korkmayalım.”

En az “dün, dündür; bugün bugündür” ya da “benim memurum işini bilir” kadar fenomen olagelmiş bu sözün yarattığı bir Türkiye’de yaşıyoruz son on yıldır…

Gelin hep beraber insan gerçeğine bir göz atalım… İnsan denen varlık, -ister kabul edelim, ister etmeyelim- seçme şansı ona verildiğinde önüne sunulan seçeneklerden en çok kendine benzeyeni tercih etmek durumundadır. En basit arkadaş seçimlerinden, en hayati seçimlerden biri olan eş seçmeye kadar, insan, yeni neslin dilinden konuşursak, “ruh ikizinden elektrik almaya” eğilimlidir.

Siz hiç “hayatım, bak şu şu şu noktalarda acayip farklıyız, gel bir ömür beraber yaşayalım” diyen birine rastladınız mı? Tam tersine, birlikte yaşama planları yaptığımız kişiyle olan benzerliklerimizi parlatır, öne çıkarırız ve zaman içerisinde su yüzüne çıkan farklılıklar, boşanmaların ya da daha evlenmeden ayrılmaların başlıca sebeplerinden olmuştur.

Aynı anne babadan doğan çocukların bile ne kadar farklı olabildiklerini biliyoruz. Elbette, herkesin aynı olamayacağının da farkındayız. Ama birlikte huzur içinde yaşayabilmenin en önemli yolunun malum farklılıkları değil, gizlenmeye çalışılan benzerlikleri, ortaklıkları parlatmaktan geçtiğini görmemizin geleceğimiz açısından önemi ortadadır.

İnsan denen varlığın en sübjektif ve ölçüden uzak iki özelliği “etnik kimliği” ve “dini inancı” olarak görülmektedir. Avrupa, bu “hassas” noktaları, “milli (ulus) ve laik devlet” anlayışı ile çözmeyi başarmış, yaklaşık doksan yıl önce Atatürk gibi bir deha önderliğinde milletimiz, bu gerçeği görerek, 29 Ekim 1923 günü Türkiye Cumhuriyeti devletini tüm dünyaya duyurmuştur.

Peki, neydi bu “milli (ulus) ve laik devlet” anlayışının temeli?

Tek bir cümleyle ve kabaca özetlersek; “kimsenin ne etnik kimliği, ne de dini inancı, ne devletin, ne de bireyin konusu değildir.”

Örneklersek, bu meselenin başlangıç noktasındaki Fransa için, ne Zinedine Zidane’ın Cezayir’li, ne de Nicolas Anelka’nın Afrikalı birer Müslüman olmaları Fransa’da bahsi geçen bir konu olmadığı gibi, onlara “siz Fransız değilsiniz” demek, “ırkçılık” anlamına gelmektedir; tıpkı Lukas Podolski'ye "sen Alman değilsin" demek gibi...

Durum dünyada bu iken, farklılıklar deyim yerindeyse “paçalardan akarken”, Türkiye’de farklı tutumların hâkim kılınmaya çalışılması dikkat çekicidir.

Hâlbuki biz ve bizden önceki dedelerimiz, asırlarca “bizimle olanı, bize eklemeyi” tercih eden bir kültürün parçasıyız. Yani, Avrupa’nın 1800’lerde sistematik hale getirdiği şeyin, Türk milletinin, bağrında yaşattığı, hatta gerektiğinde kendini feda ederek yaşattığı unsurlarla asırlardır zaten yaşadığı şey olduğunu unutmayalım.

Karşımızdakinin etnik ve dini kimliğini merak edip ısrarla sormak ve bizimkini karşımızdakinin gözüne sokmaya çalışmak, ne “ileri demokrasi” ne de “insanlıkla” açıklanamaz. Bu, en hafif tanımlama ile basbayağı “dine bulandırılmış, neoliberal ırkçılık ve Türk düşmanlığıdır.”

Ben şimdi müzik setimde Leon Hanciyan’ın enfes bestesi “bilmem ki safa neş’e bu ömrün neresinde” adlı şarkıyı dinliyorum, ardından da Tatyos Keseryan’dan “bu akşam gün batarken gel” ve Mısırlı İbrahim Efendi’den “şen gözlerine neş’e veren bir çiçek olsam” adlı şarkılar gelecek… Bilgisayarımda yer alan, Ara Güler’in Edirne Eski Camii duvarındaki “Allah” yazısını fotoğrafladığı müthiş siyah-beyaz eserine dalıp gideceğim.

 Ve bir Türk olarak kültürümün büyüklüğü ile gurur duyarak nağmelerin denizine bırakacağım kendimi…

Ne TUSİAD, ne de onun suflörlüğünü yapan birilerinin düştüğü zavallılığa düşmeden, farklı görmenin can yakan ötekileştiriciliği ile değil, benzerliklerin, paylaşılmışlıkların coşkusuyla ortaklıklarımı yücelterek, sevgi ve muhabbetle…

Hem de hiç fark etmeden, atadan dededen kalma genetik bir refleksle…

Alper Şirvan
26 Mart 2011

Bunu Kullan: Bunu Kullan: Bookmark Google Yahoo MyWeb Del.icio.us Digg Facebook Myspace Reddit Ma.gnolia Technorati Stumble Upon
Bu Eser 977 Kere Okundu
 

Yorumlar  

 
+1 # EbRu BatuR 2011-03-26 21:50
Sevgili Alper sesiyle-müziğin ahengiyle- rengiyle bu hayattan zevk almaya ve yansıtmaya devam! Farklı olabilecek tüm fiziksel şartlara sahip olmana rağmen satırlara yansıyan bu kişiliğin pek çok insandan ne kadar ileride düşündüğünü gösterir ki işte farklılıksa budur senin farklılığın :) Keşke herkes böyle farklı olsa! Seninle tanışmış olmak büyük keyif, kalemine sağlık!
 


internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.