| Muhtelif Çap ve Ebatta Engel Yüzdeleri |
|
|
|
| Yazar Alper Şirvan |
| Cumartesi, 20 Haziran 2009 14:49 |
|
Hatırlayabildiğim kadarıyla, yürüme engelli bir birey olarak, ilk “engelli raporumu” aldığımda lise sondaydım. Sene 1991… Üniversite imtihanında bana uygun ortam sağlanması talebime yönelik Bursa Devlet Hastanesinden aldığım bu ilk rapordaki engellilik oranım, yüzde doksan sekizdi. Rakamla, %98… Üniversiteden mezun olup da İş ve İşçi Bulma Kurumuna başvurduğumda “yeniden rapor” dediler. Sene 1995… Bu sefer İş ve İşçi Bulma Kurumuna kayıt dolayısıyla iş bulmak üzere bana aynı hastanenin ve aradan geçen dört yıla karşın muhtemelen aynı kurulun verdiği raporda engellilik oranım, yüzde yüzdü. Yanlış okumadınız… Rakamla, %100… Verdikleri raporda beni neredeyse “ölü” kabul ettiklerini az da olsa fark etmiş olacaklar ki, raporun altına not düşmüşler: “Her ne kadar oran %100 de olsa, oturarak yapılabilecek işleri yapabilir.” Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünden mezun olan biri olarak, bilgisayarı herhalde ayakta ya da koşarak kullanmayı düşünmüyordum ama yine de işverenleri uyarma ihtiyacı hissetmeleri, verdikleri orandan olsa gerek… Şiirlerimi resimlemek, kitap yayınlamak, sergi yapmak gibi çeşitli atraksiyonlarla sesimi duyurma çabamın ardından iş buldum. Bu sefer de işe girerken “vergi indirimi için rapor” istediler. Sene 1998… Defterdarlığın isteği ile yine aynı hastanenin aynı kurulunun verdiği rapordaki oran, _sıkı durun_ yüzde kırk dokuzdu. Yine yanlış okumadınız, evet… Rakamla, %49… Cerabral Palsy’li, tekerlekli sandalye kullanan bir engelli olarak üç senede %51 oranında iyileşmişim de haberim yok… “İkide birde engelliden rapor istenmeyecek” deyip _ki asla öyle olmadı_‘Engelli Kartı’ uygulaması başladığında bir ümit; ben de başvurdum. Sene 2002… Kart için başvurduğum aynı hastanenin aynı kurulunun verdiği rapordaki oran, bu sefer yüzde altmıştı. Rakamla, %60… Bugün geldiğimiz noktada 8 yıl çalışıp 2816 gün SSK prim günü olan ve ancak 4080 gün prim ödeyip 18 yıl SSK’lı olarak emekli olabilecek biriyim. Çünkü işe girerken aldığım ve defterdarlıkta bulunan raporumdaki engel oranım, yüzde kırk dokuz ve derecem üç… Elbette bir parmağı olmayan, bir kolu ya da bacağı olmayıp ortez-protez kullanan bir insanla “engellilik oranı olarak” ben bir olmamalıyım. (Hiç belli olmaz, belki onlara verilen oran benden fazla bile olabilir.) Ama aynı hastanenin farklı zamanlarda aynı kişiye verdiği raporların bile bu kadar farklılıklar arz ettiği bir ortamda, zaten zor iş bulan ve türlü zahmetlerle çalışan engellinin emeklilik meselesine “engel oranı” kıstası getirmek, en basit ifadeyle iyimser bir saflık olsa gerek… Ya da masa başı iş bilmezliği mi demeliydim? “Engellinin sorunlarını çözüyoruz, kanun çıkarttık, şudur, budur” diyerek göz boyamak da bir yere kadar, öyle değil mi? 20-Haziran-2009 |






















Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.