Tefekkür Odasında, 34 Yazarın 55 Adet Eseri Bulunmaktadır.
Bu Bölümde En Yeni Eser
Türkler Haykırsın: Ne Mutlu Türküm Diyene! Atatürk
Atatürk`ün yüksek Türk Kültürü ve Türk Kahramanlığı temelleri üzerine kurduğu ve Onuncu Yıl Nutku`nun sonunda boğazı yırtılırcasına haykırarak söylediği “Ne Mutlu Türküm Diyene!” sözlerini haykırmanın günümüzde suç hâle geldiğini Türkiye ...
Bursa Olay Televizyonunda tekrarı verilen bir program seyrediyorum. “Göçmen Kuşlar” Balkanlardan çeşitli dönemlerde Bursa´ya göç eden göçmenleri anlatıyor. Ben de 1955 Yugoslavya göçmeni olduğum için sonuna kadar ilgiyle seyrettim.
Bulgaristan´dan gelenler çoğunlukta, ama onların içinde tek tip göçmen var. Hepsi zamanında Karaman´dan oralara gitmiş insanların torunları... Aralarında Pomak, Boşnak, Arnavut asıllı olanlar yok. Bu tip, kültürü olup ta Türkiye´ye göç eden gruplar, eski Yugoslavya´dan gelenlerde görülüyor. Özellikle Bursa´da Arnavut asıllı göçmenler, Yugoslavya denince hemen akla geliyor. Çünkü bunlar, Bursa´da mahalleler oluşturacak kadar kalabalık bir nüfusa sahipler. Yugoslavyalıyım deyince:
“-Arnavut musun?” Sorusuna muhatap olmamak mümkün değil. Halbuki Yugoslavya´da ataları Anadolu´dan özellikle Karaman´dan gelen, Türkçe´den başka dil bilmeyen insanlar var. Ben de ataları Karaman´dan geldiği babadan oğula nakledilen bir aileye mensubum. Bu insanların yaşadığı yer isimleri oralardan göçene kadar Türkçe olarak söylenmeye devam etti. Köprülü, Çeltikçi, Karaaslan, Cumalı, Köseler, Koçular gibi. Buralarda yaşayanların hemen hepsi aynı tarihi köklere bağlı, Türkçe´den başka dil bilmeyen insanlardı. Yalnız yetişkin erkeklerden, öğrenebilenler, resmi dairelerde ve ilişkide oldukları Makedon´larla anlaşmak için gerekli olduğundan Makedon´ca öğreniyorlardı. Bulgar´ca bilenler de vardı. Tabi onların bir çoğu da çok güzel Türkçe konuşuyorlardı.
Programı seyrederken soyadı “Türkileri” olan bir hemşehrim, Akşam lisesinde öğrencim olan Hakan Türkileri´yi hatırlattı bana. Hakan Yugoslavya´lı ve Arnavut olduğunu söylüyordu. Büyük bir ihtimalle evde sıkça Arnavut´ça konuşup, Arnavut adetlerini, türkülerini, folklorunu canlı bir şekilde yaşıyorlardı, ama adı Hakan soyadı Türkileri idi...
Kayınpederim Mostar´da askerlik yapmış. Burada yaşayan Boşnak´ların birbirlerine Boşnak´ça:
“- Hey Türko nasılsın, ne yapıyorsun?” diye hitap ettiklerini hala anlatır.
Ailesi Bosna´dan Yozgat Boğazlayan´a yerleşmiş bir öğretmen arkadaşımın babasının anlattıkları da çok ilgi çekiciydi; Hasan amca, Bosna´da ilkokula gittiği günlerde öğretmeni Türk´leri aşağılayıcı konuşmalar yapıp hakaret edince:
“- Sen bize hakaret edemezsin” diyerek karşı çıkar. Öğretmeni:
“-Sen Türk değilsin” diye tepindikçe O ağlayarak:
“- Ben Türk´üm” diye haykırır. Daha sonra konuştuğu dilin Boşnakça olduğunu Boğazlayan´a gelince anlar. Ama onda öyle bir Türklük sevgisi vardır ki, büyük bir azimle İstanbul Türkçe´sini öğrenip, hayatı boyunca bu güzel Türkçesiyle konuşmağa özen gösterir.
Yugoslavya´da aslı ne olursa olsun Müslüman olan herkes kendini Türk bilir. Türk denince Müslüman anlaşılır. Bu yüzden buralardan göç eden değişik kökenli Müslümanlar hiçbir zaman Türkiye dışında başka bir Müslüman ülkeye gitmemişlerdir. Çünkü dil hariç Türklerle ortak bir kültüre ve yaşama biçimine sahiptiler. Türkiye´de yerleştikleri her bölgede yerli halkla kaynaşıp, kolaylıkla entegre olmaları bu yüzdendir. Hiçbir zaman kedilerini farklı görmemişler, yerli halk ta onları kendilerinden saymıştır.
Şimdi soruyorum “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü tesadüfen mi söylenmiştir?... Bu sözün ayırıcı değil, birleştirici olduğunu anlamamak için ne olmak gerektiğini anlayışınıza bırakıyorum.